1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Demir Çelikte Karbon Krizi: Üretim Gerçekleri Tutanak Dışı

Demir Çelikte Karbon Krizi: Üretim Gerçekleri Tutanak Dışı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında açıkladığı varsayılan emisyon değerleri, Türkiye’nin düşük karbonlu üretim yapısını yeterince yansıtmıyor. Türk demir çelik sektörü, mevcut yaklaşımın rekabet gücünü zedelediğine dikkat çekerek, varsayılan değerlerin ülkelerin üretim yöntemlerini esas alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

CBAM ve Türk Demir Çelik Sektörünün Durumu

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, CBAM’in küresel ticaretin karbon temelli yeniden şekillendiği yeni dönemin en önemli politika araçlarından biri olduğunu vurguladı. Ertan, CBAM’in sadece çevresel bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda rekabet koşullarını doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline geldiğini belirtti.

Haber Detay

CBAM’in temel amacının karbon kaçışını önlemek ve üretimin daha düşük çevresel standartlara sahip ülkelere kaymasını engelleyerek küresel ölçekte daha sürdürülebilir bir üretim yapısını teşvik etmek olduğunu ifade etti. Bu mekanizmanın, Avrupa Birliği pazarına ihracat yapan üreticiler ile bu ürünleri ithal eden firmaları doğrudan etkilediğini söyledi.

Emisyon Hesaplamalarında Gerçek Verilerin Önemi

Başkan Ertan, hesaplamaların üreticilerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılması gerektiğini belirtti. Türkiye çelik sektörünün üretim yapısının dünyada farklı bir konumda olduğunu vurguladı.

Ertan, sektörün yaklaşık %70’inin elektrik ark ocağı (EAF) yöntemiyle, yani büyük ölçüde hurda bazlı üretim yaptığını söyledi. Bu durumun Türkiye’yi daha düşük karbon yoğunluklu üretim yapan ülkeler arasında önemli bir avantaj haline getirdiğini ifade etti.

Ancak, bu avantajın CBAM kapsamında nasıl yansıtıldığı ayrı bir konu olduğunu belirtti. Ürünün içerdiği karbon emisyonunun doğrudan mali yükümlülüğü etkilediğini ve emisyonların nasıl hesaplandığı ile değerlerin doğrulanmasının kritik hale geldiğini söyledi.

Varsayılan Emisyon Değerlerinin Sorunları

Ertan, verilerin tam ve uygun biçimde temin edilemediği ya da akredite kuruluşlarca doğrulanmadığı durumda varsayılan emisyon değerlerinin devreye girdiğini açıkladı. Bu değerlerin nasıl belirlendiği, ne kadar temsil gücüne sahip olduğu ve gerçek üretim yapısını ne ölçüde yansıttığı ihracatçılar açısından belirleyici bir rol oynuyor.

Akredite kuruluşların açıklanmasının ihracatçının önündeki belirsizliğin aşılması ve ihracatın devamlılığı için çok önemli ve ivedi olduğunu belirtti. Ertan, emisyon hesaplamasının üretici tesislerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılması gerektiğini vurguladı.

AB tarafından akreditasyon mekanizması kapsamında zorunlu belirtilse de hangi kuruluşların akredite edilerek doğrulama yetkisi alacağının henüz belirlenmediğini söyledi. Bu belirsizliğin firmaların doğrulama hizmetlerine zamanında erişimini zorlaştırabileceğini ve uygulamada ilave maliyetler ile operasyonel aksaklıklar doğurabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin Üretim Gerçekleriyle Uyuşmayan Yaklaşım

Yalçın Ertan, Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısına rağmen varsayılan emisyon değerlerinin bu yapıyı yeterince yansıtmadığını belirtti. Daha yüksek emisyonlu üretim yöntemlerinin esas alındığı bir yaklaşımın benimsendiğini ve Türkiye’nin fiili emisyon performansının üzerinde bir karbon yoğunluğu ile temsil edildiğini söyledi.

Özellikle bazı ürün grupları için Türkiye adına belirlenen değerlerin, Çin gibi üretiminin %90’ı yüksek emisyonlu BOF yöntemiyle gerçekleşen bölgelerin bile üzerinde olduğunu ifade etti. Bu durumun mevcut yaklaşımın üretim gerçekleriyle açıkça çeliştiğini gösterdiğini belirtti.

Ertan, üretim gerçekleriyle örtüşmeyen ve sektör açısından ciddi bir rekabet dezavantajı yaratan bu yaklaşımın kabul edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

İhracat Artışı İçin Bakanlık Desteği Bekleniyor

Başkan Ertan, mevcut yaklaşımın üretim gerçeklerini tam olarak yansıtmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını söyledi. Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısının dikkate alınması ve varsayılan değerlerin buna göre değerlendirilmesinin ihracatçıların fiyat rekabetinden olumsuz etkilenmemesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.

Doğrulayıcı kuruluşların yetkilendirilmesi ve uluslararası düzeyde kabul görmesine ilişkin belirsizliğin firmaların doğrulama hizmetlerine zamanında erişimini zorlaştırabileceğini, uygulamada ilave maliyetler ve operasyonel aksaklıklar doğurabileceğini söyledi.

Bu nedenle, ilgili kurum ve kuruluşların ortak bir yaklaşım ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, gerekli girişimlerin hem uluslararası platformlarda hem de kamuoyu nezdinde daha güçlü şekilde gündeme getirilmesi adına Bakanlıklardan destek beklediklerini ifade etti.

Yorumlar kapalı.

Marka Flower Çiçekçi
KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.