CGTN, dünyanın yaklaşan Çin-ABD zirvesine neden odaklandığını ele alan bir makale yayımladı. Yazıda, uzun süredir devam eden jeopolitik gerilimler ve kırılgan küresel toparlanma sürecinin gölgesinde, devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin Çin-ABD ilişkilerinin “çapası” işlevini gördüğü vurgulanıyor. Ayrıca zirvenin giderek daha dalgalı hale gelen dünyaya nasıl daha fazla öngörülebilirlik kazandırabileceği de ele alınıyor.
Çin-ABD İlişkilerini Doğru Rotada Tutmak
Çin Dışişleri Bakanlığı, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in daveti üzerine ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihleri arasında Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu. Uzun süredir devam eden jeopolitik gerilimler ve kırılgan küresel toparlanma sürecinde dünya, iki liderin Çin-ABD ilişkilerini daha da istikrara kavuşturup uluslararası ortama ihtiyaç duyulan öngörülebilirliği sağlayıp sağlayamayacağını yakından izliyor.

Birçok gözlemciye göre zirve, ikili ilişkilerde istikrar yönündeki temel beklentiyi yansıtıyor. CGTN’in gerçekleştirdiği röportajlar, devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin uzun süredir bu istikrarın temel dayanağı olduğu yönünde uzmanlar arasında ortak görüş bulunduğunu ortaya koyuyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Dekanı Wu Xinbo, devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin ikili ilişkilere “tonunu veriyor ve yönünü belirliyor” dedi. Christopher Newport Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sun Taiyi ise liderler arasındaki doğrudan iletişimin belirsizlikleri azaltmaya, yanlış hesaplamaların önüne geçmeye ve istikrarın hâlâ en öncelikli unsur olduğu mesajını vermeye yardımcı olduğunu belirtti.
Geçtiğimiz yıl boyunca iki lider, telefon görüşmeleri ve Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleştirdikleri yüz yüze görüşme aracılığıyla iletişimi sürdürdü. Bu sayede büyük yanlış hesaplamaların önüne geçildi ve ilişkiler genel olarak istikrarlı kaldı.
Xi, Busan’da Trump’a hitaben yaptığı konuşmada, “Rüzgârlar, dalgalar ve zorluklar karşısında doğru rotada kalmalı, karmaşık ortamda yönümüzü bulmalı ve Çin-ABD ilişkileri gemisinin istikrarlı şekilde ilerlemesini sağlamalıyız” dedi. “Gemiye yön verme” metaforu, somut ilerlemelere de yansıdı.
2025 yılından bu yana, iki devlet başkanının vardığı stratejik mutabakat doğrultusunda her iki tarafın ekonomi ekipleri çok sayıda görüşme turu gerçekleştirdi. Ayrıca geniş çaplı gümrük tarifesi artışlarına ara verildi. Yeni bir istişare turunun, Pekin’deki zirve öncesinde 12-13 Mayıs tarihlerinde Güney Kore’de yapılması planlanıyor.
Halklar arası etkileşim de yeniden ivme kazandı. Nisan ayında Pekin’de, Çin-ABD “Ping Pong Diplomasisi”nin 55. yıl dönümü kapsamında düzenlenen etkinliklerde yüzlerce genç Çinli ve Amerikalı spor ve kültürel değişim programlarına katıldı. Daha fazla ABD’li gençlik grubu da değişim ve eğitim programları kapsamında Çin’i ziyaret etti.
Değişen Bir Dünyaya Öngörülebilirlik Kazandırmak
Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD arasındaki ilişkiler, küresel ölçekte en önemli ikili bağlardan biri olmayı sürdürüyor. İki ülke lideri arasındaki diplomatik temasların sonuçları, yalnızca ikili ilişkilerin istikrara kavuşmasına değil, aynı zamanda küresel kalkınma ve yönetişim üzerinde daha geniş etkiler yaratılmasına da katkı sağlıyor.
Peterson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Chad Bown, “neredeyse herkes bu sürecin sonucunda pay sahibi” olduğunu belirtti. Cornell Üniversitesi ekonomisti Eswar Prasad ise görüşmenin küresel ticaret, jeopolitik ve hatta “kurallara dayalı düzen” açısından sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
CGTN’in uzmanlarla gerçekleştirdiği röportajlar da benzer noktalara işaret ediyor. Çin Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Araştırma Görevlisi Zhang Tengjun, daha derin işbirliğinin küresel toparlanmaya ivme kazandırabileceğini ve sanayi ile tedarik zincirlerini istikrara kavuşturabileceğini belirtti. İkili ilişkilerin seyrinin dünyanın geleceğiyle yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.
Akademisyen Sun Taiyi, istikrarlı ilişkilerin tedarik zinciri aksaklıkları, finansal dalgalanmalar ve jeopolitik parçalanma risklerini azalttığını söyledi.
Dekan Wu Xinbo ise dünyanın iki büyük teknoloji gücü olan Çin ile ABD’nin, pratik işbirliği yoluyla “kazan-kazan sonuçları” üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Bu durumun daha geniş küresel büyüme ile bilimsel ilerlemeyi desteklediğini ifade etti.
Benzer şekilde, Uluslararası İşletme ve Ekonomi Üniversitesi (UIBE) Dekan Yardımcısı Cui Fan da her iki ülkenin küresel yönetişimin istikrarı konusunda ortak sorumluluk taşıdığını vurguladı.
Xi, Busan’da bu sorumluluğun altını çizerek, “Dünya bugün birçok zorlu sorunla karşı karşıya” dedi. Ayrıca, “Çin ve ABD, büyük ülkeler olarak ortak sorumluluk üstlenebilir ve hem iki ülkenin hem de tüm dünyanın yararı için daha büyük ve somut başarılara birlikte imza atabilir” ifadelerini kullandı.
Çin’in bu yıl APEC’e, ABD’nin ise G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olması, bu sorumluluğun sınanması için bir fırsat sunuyor. Her iki platform da küresel toparlanma, gıda ve enerji güvenliği, borç riskleri ve yönetişim reformu konularında eşgüdüm alanı açabilir.
Xi, Şubat ayında Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ileriye dönük pragmatik bir yol haritası ortaya koydu. “İki taraf eşitlik, saygı ve karşılıklı fayda anlayışıyla aynı yönde hareket ederse, birbirlerinin endişelerini gidermenin yollarını mutlaka bulabiliriz” dedi.
Dünya, yaklaşan zirvede Pekin ile Washington’un Xi’nin “karşılıklı güveni adım adım inşa etme, doğru ilişki biçimini bulma ve 2026’yı iki büyük ülkenin karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan işbirliği yönünde ilerlediği bir yıl hâline getirme” çağrısını nasıl hayata geçireceğini görmek için gözlerini bu görüşmeye çevirmiş durumda.


Yorumlar kapalı.