Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nin himayelerinde, Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSSAM) tarafından düzenlenen “Çağdaşlaşma: Küresel Karşılaştırmalar ve Alternatif Arayışlar Işığında Türk Modernleşmesi Uluslararası Sempozyumu”nda Türkiye’nin modernleşme serüveni farklı disiplinlerden akademisyenlerin katılımıyla tartışıldı.
Sempozyum açılışında konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, modernleşmenin bir taklit değil, özgün bir yürüyüş olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, modernleşmenin psikolojik boyutuna dikkat çekerek Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘zafer kimliği’ üzerine inşa edildiğini ifade etti. Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan ise Türk modernleşmesinin doğrusal değil, kırılmalar ve yeniden inşa süreçleriyle şekillenen dinamik bir tecrübe alanı olduğunu söyledi.

Sempozyumda modernleşme, demokrasi, kimlik, gelenek ve küresel sistem tartışmaları karşılaştırmalı perspektifle ele alındı. Dünyaca tanınan akademisyenlerin katıldığı etkinlikte, Türkiye’nin geleceğine dair yeni düşünsel arayışların önemi vurgulandı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Açılış Konuşması
Türk modernleşmesinin tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel ve entelektüel boyutlarıyla disiplinler arası bir yaklaşımla ele alındığı sempozyumun açılış konuşmasını yapan Numan Kurtulmuş, modernleşme meselesinin geçmişin, bugünün ve geleceğin en önemli tartışma alanlarından biri olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, Türkiye’nin modernleşme sürecinin başka toplumların deneyimlerinden farklı, kendine özgü bir karakter taşıdığını vurgulayarak, “Hiçbir millet başka bir milleti taklit ederek ayakta kalamaz. Modernleşmeyi bir mukallitlik serüveni olarak görmüyoruz.” dedi.
TBMM’nin yalnızca yasa yapan bir kurum olmadığını belirten Kurtulmuş, üniversitelerle yapılan iş birlikleri sayesinde fikir hayatına katkı sunan önemli toplantılar gerçekleştirdiklerini ifade etti. Daha önce ‘Cedidcilik Hareketi’ üzerine bir sempozyum düzenlediklerini hatırlatan Kurtulmuş, bu toplantının Türk modernleşmesini farklı perspektiflerle ele almayı amaçladığını aktardı.
Yakın zamanda Türkiye’de İslamcılık düşüncesini konu alan yeni bir uluslararası sempozyum daha düzenleneceğini açıklayan Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Modernleşme tartışmaları artık disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştü. Türkiye’de bu konuda yoğun akademik çalışmalar yürütülüyor. 20. yüzyılın başında dünyayı etkileyen iki büyük gelişme modernleşme tartışmalarını şekillendirdi. Bunlardan ilki Batı’nın bilim ve teknoloji alanındaki büyük atılımı, ikincisi ise Osmanlı dahil Doğu imparatorluklarının çözülme süreci.
Batı dışındaki toplumlar modernleşmeye zaman zaman kaygı ve çekinceyle yaklaşıyor. Türk modernleşmesi nasıl farklıysa, Japonya’nın Meiji restorasyonu, Rusya’nın dönüşümü ve Çin’in modernleşme hikâyesi de birbirinden farklıdır. Ancak hepsi ortak bir soruya odaklanmıştır: ‘Bu gelişmeye karşı kendi cevabımızı nasıl oluşturacağız?’”
Modernleşme, Çağdaşlaşma ve Batılılaşma Ayrımı
Kurtulmuş, kavramların doğru kullanılmasının önemine dikkat çekerek modernleşme, çağdaşlaşma ve Batılılaşmanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi.
Batı’yı yalnızca taklit edilecek bir hedef olarak görmenin toplumları köklerinden uzaklaştıracağını ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye kendi tarihsel birikimiyle yeni bir çıkış gerçekleştirebilecek milli tecrübeye sahip. Günümüzde modern değerler üzerine kurulu uluslararası sistem ciddi bir kriz yaşıyor. İnsan hakları, uluslararası hukuk ve devletlerin egemen eşitliği gibi temel kavramlar yeniden tartışılıyor. Mevcut küresel düzen artık günümüz sorunlarına çözüm üretemez hale geldi. Modern değerler üzerine kurulan uluslararası sistemin kurumları, kuralları ve hatta terminolojisi iflas etmiştir. Artık dünyadaki sorunları eski kavramlarla açıklamak mümkün değil.” şeklinde konuştu.
Demokrasi ve Devlet Geleneği
Türk modernleşmesinin en önemli başlıklarından birinin demokrasi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin büyük bedellerle ilerlediğini söyledi.
Darbeler, siyasi müdahaleler ve antidemokratik uygulamalara rağmen toplumun demokrasi yönünde irade ortaya koyduğunu belirten Kurtulmuş, “Demokrasiyi gözümüzün nuru gibi koruyacağız.” dedi.
Türk devlet geleneğinin temelinde insanı merkeze alan bir anlayış bulunduğunu söyleyen Kurtulmuş, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:
“Bizim devlet anlayışımızın temelinde ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesi vardır. Devlet-i ebed müddet anlayışıyla hareket ederiz. Aynı zamanda ‘Nizam-ı âlem’ düşüncesiyle yalnızca kendimiz için değil, bütün insanlığın huzuru için söz söylemeyi görev kabul ederiz.”
Kurtulmuş, sempozyumda ortaya konulacak fikirlerin akademik çalışmalara katkı sağlayacağına inandığını belirterek, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti.
Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: Modernleşmenin Psikolojik Boyutu
Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini söyledi.
Tarih Bölümü Başkanı ile yürüttükleri psikotarih çalışmalarına değinen Kaynak, “Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinin toplum üzerindeki etkilerini inceledik. ‘Travmadan Zafere’ isimli kitapta da Osmanlı’nın yıkılış travması yerine İstiklal Harbi ve zafer anlatısı üzerine inşa edilen ulusal kimlik sürecini ele aldık. Türkiye Cumhuriyeti ulusal kimliği kuşkusuz bir zafer kimliği olarak inşa edilmiştir ve bu stratejik bir tercihtir.” dedi.
Cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte önemli bir köprü rolü üstlendiğini ifade eden Kaynak, “Kurucu kadroların dönüşümü toplumun tamamında aynı hızda gerçekleşmediği için modernleşme sürecinin farklı boyutlarda değerlendirilmesi gerekiyor.” dedi.
Toplumların yaşadığı büyük kayıpların doğal olarak bir yas süreci doğurduğunu belirten Kaynak, bazı akademisyenlerin Türkiye’de yaşanan kimlik ve aidiyet tartışmalarını ‘tamamlanmamış yas süreci’ üzerinden değerlendirdiğini aktardı.
Kaynak, modernleşmenin yalnızca Batı’yı taklit etmek anlamına gelip gelmediğinin uzun yıllardır tartışıldığına değinerek şu sorulara dikkat çekti:
“Bir toplumun modernleşmesi yalnızca giyimi, kuşamı, teknolojisi ve eğitim sistemiyle mi ilgilidir; yoksa değerleri, zihniyeti ve kültürüyle birlikte ele alınması gereken bir dönüşüm müdür?”
Modernleşme ile modernleştirme kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Kaynak, bu sürecin tepeden inme bir zorlamadan mı yoksa toplumsal ihtiyaçlardan mı doğduğunun tartışılması gerektiğini ifade etti.
Gençlere seslenen Kaynak, “Geçmişinizi iyi öğrenmeden iyi bir gelecek inşa edemezsiniz.” diyerek öğrencilerin tarihsel ve düşünsel süreçleri anlamasının önemine vurgu yaptı.
Prof. Dr. Havva Kök Arslan: Türk Modernleşmesi Dinamik Bir Tecrübe Alanıdır
Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Türk modernleşmesinin yalnızca tarihsel değil, güncel ve geleceğe dönük yönleriyle de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türk modernleşmesi meselesinin her neslin yeniden sorduğu temel sorulardan biri olduğunu ifade eden Arslan, “Sempozyum yalnızca akademik bir toplantı değil, aynı zamanda ortak tarihsel hafızayı ve geleceğe dair sorumlulukları da değerlendirme zemini sunuyor. Türk modernleşmesi doğrusal bir ilerleme değil; sürekliliklerin, kırılmaların ve yeniden inşa süreçlerinin iç içe geçtiği dinamik bir tecrübe alanıdır. Bu düşünsel yaklaşımları, birbirini dışlayan ideolojik kalıplar olarak görmüyor; tarih içinde dönüşen ve etkileşen fikir akımları olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Modernleşmenin yalnızca teknik ilerleme veya kurumsal reformlardan ibaret olmadığını vurgulayan Arslan, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin modernleşme deneyimi eğitimden hukuka, ekonomiden sanata kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci. Bu süreç aynı zamanda toplumun kendisini yeniden tanımladığı bir zihniyet ve kimlik dönüşümü. Türk modernleşmesi Batı’nın yükselişiyle paralel ilerliyor ancak kendi özgün gerilimlerini ve arayışlarını da üretiyor.
Günümüzde modernleşme tartışmaları artık tek merkezli bir modele indirgenemez. Modernleşme yalnızca teknik ilerleme değil; gelenek ile modernlik, yerel ile evrensel arasında sürekli yeniden kurulan bir denge arayışıdır.”
Arslan, sempozyumun temel hedefinin Türkiye’nin modernleşme tecrübesini küresel karşılaştırmalar ışığında yeniden değerlendirmek olduğunu belirterek, farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirerek yalnızca akademik değil, toplumsal bir tartışma zemini oluşturmayı amaçladıklarını söyledi.
“Mesele yalnızca nasıl modernleşeceğimiz değil, değişirken kendimiz olarak nasıl kalabileceğimiz meselesidir.” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz yıl düzenlenen ilk sempozyumda Cedidcilik hareketi ile Türkçülük ve Türkleşme meselelerinin ele alındığını hatırlatan Arslan, bu yılki toplantının merkezinde “muasırlaşmak”, yani modernleşme konusunun yer aldığını ifade etti.
Önümüzdeki yıl düzenlenecek üçüncü sempozyumda ise “İslamlaşmak” başlığı altında din, toplum ve siyaset ilişkilerinin tartışılacağını açıkladı.
Dünyaca tanınan sosyolog Nilüfer Göle, SOAS University of London Onursal Profesörü William Hale gibi alanında uzman isimler; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda modernleşme deneyimleri küresel karşılaştırmalar ışığında tartışıldı.
Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.89683


Yorumlar kapalı.