İSTANBUL—24 Şubat 2026—Küresel özel sermayedeki canlanma, geçen yıl hem satın alma anlaşmaları hem de çıkışların rekor seviyedeki ikinci en yüksek değerlerine ulaşmasıyla birlikte ivme kazanıyor. Bain & Company’nin bugün yayımlanan 17. Yıllık Küresel Özel Sermaye Raporu, üç yıl süren göreceli durgunluğun ardından bu gelişmelerin özel sermaye için bir dönüm noktası oluşturduğunu ve 2026 ve sonrasında devam eden bir canlanmanın zeminini hazırladığını ifade ediyor.
Ancak Bain’in analizi, olgunlaşan özel sermaye sektörünün kritik bir dönüm noktasına ulaştığı uyarısıyla bu iyimser mesajı yumuşatıyor. Rapora göre, özel sermaye şirketleri, sermaye için büyük ölçüde artan rekabetin yanı sıra yüksek performans için yoğunlaşan yatırımcı talepleriyle karşı karşıya kalırken, bir dizi inatçı sektör zorluğuyla da mücadele etmeye devam ediyor.
Bain’in bulgularına göre, geçen yılki çıkış değerindeki sıçramaya rağmen, sınırlı ortak (LP) yatırımcılara geri dönen nakit miktarları hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor ve bu da özel sermayenin canlanmasını engelliyor. Bunun temel ölçütü olan net varlık değerinin (NAV) yüzdesi olarak LP’lere yapılan dağıtımlar, dört yıldır üst üste %15’in altında seyrederek rekor düzeye ulaştı. Bain’in notuna göre, sektörün likidite tıkanıklığı; toplam değeri çarpıcı bir şekilde 3,8 trilyon dolara ulaşan ve henüz satılamamış 32 bin şirketlik bir portföyün elde tutulmasıyla daha da belirginleşiyor. Satın alma fonları için çıkışta elde tutma süreleri 2010-2021 yılları arasında ortalama beş ila altı yıl iken artık yaklaşık yedi yıl civarında seyrediyor. Buna karşılık, analize göre, LP’lere yapılan dağıtımlardaki gecikme, birçok özel sermaye şirketinin fon toplama sürecinde karşılaştığı yavaş ve zorlu mücadelenin ana itici gücü olarak ortaya çıkıyor.
Bu yapısal sorunların zorluklarına ve süregelen ekonomik belirsizliklere rağmen, bugünkü rapor, geçen yıl özel sermayenin (PE) bir kez daha nasıl hareketlendiğini ve sektörün toparlanmasının, tüm zamanların en büyük satın almalarından bazılarıyla birlikte ivme kazandığını ortaya koyuyor.
Satın Alma ve Çıkışlarda Rekor Seviyeler
Genel ortaklar (GP’ler) arasında anlaşmaları sonuçlandırma ve 1,3 trilyon dolarlık küresel satın alma rezervini kullanma konusunda biriken iştah, düşen faiz oranlarıyla birlikte, anlaşma ve çıkış değerlerinde keskin bir sıçramaya ve kredi piyasalarına güvenin geri dönmesine neden oldu. 2025 küresel satın alma anlaşma değeri (eklemeler hariç) yıllık bazda %44 artarak 904 milyar dolara ulaştı. Electronic Arts (EA) için yapılan 56,6 milyar dolarlık halka açık şirketin özel şirkete dönüşümü, tüm zamanların en büyük satın alma rekorunu kırdı.
Bununla birlikte, çıkışlar da toparlandı ve küresel satın alma destekli çıkış değeri, Macquarie’nin Aligned Data Centers’ı BlackRock’a ve yapay zeka veri işleme kapasitesine ihtiyaç duyan bir teknoloji devleri konsorsiyumuna 40 milyar dolara satması da dahil olmak üzere bir dizi dönüm noktası niteliğindeki çıkışın öncülüğünde, yıllık bazda %47 artarak 717 milyar dolara ulaştı.
Hem satın alma hem de çıkış değerleri şimdiye kadarki en yüksek ikinci seviyedeydi ve özel sermayenin zirve yılı olan 2021’deki değerlerin çok gerisinde değildi. Ancak Bain’in raporu, 2025’teki toparlanmanın da belirgin şekilde dar olduğunu belirtiyor. 10 milyar doların üzerindeki sadece 13 mega anlaşma, küresel toplamın 274 milyar dolarını (%30’unu) oluşturdu ve bu anlaşmaların 11’i ABD’de yoğunlaştı.
Değişen Dinamikler ve Yeni Matematik
Bain’in raporunda, özel sermaye yatırımlarının iş modelini sektörün 2010’lardaki “altın on yılına” kıyasla önemli ölçüde daha karmaşık hale getiren değişen dinamikler ayrıntılı olarak inceleniyor. 2010’lar özel sermaye oyuncularına dip seviyelerdeki faiz oranları, istikrarlı biçimde yükselen değerleme çarpanları ve yatırımcılara ve sermayeye kolay erişim gibi güçlü rüzgarlar sağlarken, Bain bugünün yeni temelinin daha yüksek faiz oranları, inatla yüksek değerlemeler, daha yavaş çıkışlar ve çok daha seçici yatırımcılar olduğunu tespit ediyor.
Aynı zamanda, önde gelen firmalar ölçek, uzmanlık, teknoloji ve yapay zeka ile profesyonelleşmiş fon toplama yoluyla rekabet avantajları oluştururken, özel sermaye firmalarının maliyetleri de artıyor.
Bain & Company Türkiye ortaklarından Armando Guastella, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Türkiye, güçlü sanayi altyapısı, dayanıklı girişimcilik ekosistemi ve Avrupa, Orta Doğu ile Orta Asya arasındaki stratejik konumu sayesinde cazip bir pazar olmaya devam ediyor. Ancak performans çıtası önemli ölçüde yükseldi. Yatırımcılar artık net sektör uzmanlığına, tekrarlanabilir bir değer yaratma modeline ve güçlü operasyonel yetkinliklere sahip fonlara öncelik veriyor. Bu yeni döngüde farklılaşma finansal mühendislikten değil, çift haneli EBITDA büyümesini sistematik olarak sağlayabilme ve sürdürülebilir rekabet avantajı yaratabilme kapasitesinden gelecek. Türkiye gibi pazarlarda, değerleme çarpanlarındaki artışa dayalı getirilerden EBITDA odaklı getirilere geçiş, güçlü operasyonel kabiliyetlere sahip yatırımcıları ödüllendirebilir.”
Yeni Bir Çağ İçin “12 Yeni 5’tir” Kuralı
Özel sermaye için yeni bir döngü ivme kazanırken, sermaye artırma ve getiri üretmenin her yönünün daha zorlu olduğu bir bağlamda anlaşma yapmada bir artış yaşanıyor. Bain, sektör için sonuçlarını özetleyen ve “12 yeni 5’tir” olarak adlandırdığı bir kural ortaya koyuyor. Bu kural, “Yeni dönemde, daha önce yeterli görülen 5’in yerini artık 12 almıştır” anlamına geliyor.
2010’lardaki “altın on yılı” boyunca, tipik bir özel sermaye yatırımı, ortalama beş yıllık elde tutma süreleri boyunca yatırım yapılan sermaye üzerinden hedef 2,5 kat çarpan (MOIC) elde etmek için EBITDA’da yıllık sadece %5’lik bir büyüme gerektiriyordu. Bu kazanç seviyesi ayrıca %20’lik bir iç getiri oranı (IRR) sağlıyordu.
Ancak günümüz ortamında, %8 ila %9 aralığındaki borçlanma maliyetleri, %30 ila %40 arasındaki kaldıraç oranları ve rekor seviyelerdeki satın alma çarpanlarıyla, düşük kaldıraç ve çarpan genişlemesinin olmaması, değer yaratmayı daha zor hale getiriyor. Bain, tipik anlaşmaların artık beş yıl içinde aynı 2,5 kat getiri oranını elde etmek için ortalama %10 ila %12 yıllık EBITDA büyümesi gerektirdiğini tespit ediyor.
“12 yeni 5’tir”in sonuçları, çoğu özel sermaye fonunun bu değişen koşullar altında değer yaratma planlarını önemli ölçüde geliştirmesi gerektiği anlamına geliyor. Bain, sınırlı ortakların (LP’ler) odaklarını giderek en büyük platformlara ve en üst düzey getiri üreten firmalara daraltmasıyla baskının yoğunlaştığını belirtiyor. Aynı zamanda, firmaların performans üretme maliyetleri, sektör uzmanlığına, kritik yeteneklere, teknolojiye ve yeteneğe yapılan ağır yatırım ihtiyacı nedeniyle artarken, bu gereksinimleri karşılamak için gereken gelirler, düşen yönetim ücretlerinin yanı sıra LP’lerin ortak yatırım iştahının artması nedeniyle baskı altında kalıyor.
Bain’in raporu, başarılı özel sermaye oyuncularının “12 yeni 5’tir” çağında herhangi bir anlaşmadan yıllar öncesinden potansiyel anlaşma hedeflerini proaktif olarak belirleyerek, giderek artan bir şekilde rekabet avantajını elde edeceklerini savunuyor. Ayrıca, yeni dönemde güçlü değer yaratmayı sağlamak isteyen firmaların, yalnızca uygulanabilir bir anlaşma durumuna değil, Bain’in “tam potansiyel durum tespiti” olarak adlandırdığı ve bir portföy şirketinin performansında önemli bir değişim sağlayabilecek gelir, operasyonel ve teknoloji unsurlarını inceleyen yöntemle bir varlığın gerçek tam potansiyeline odaklanmaları gerektiğini vurguluyor.
Bain & Company Türkiye Ortağı Onur Candar, “Küresel özel sermaye sektörü yeni bir yükseliş döngüsüne girerken, Türkiye pazarı uygulama safhasında ilave bir efor gerektiriyor. Yüksek finansman maliyetleri, kur oynaklığı ve seçici yatırımcı profili, değer yaratımının ilk günden itibaren operasyonel olarak yönlendirilmesini zorunlu kılıyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin güçlü uzun vadeli büyüme potansiyeli ve iyileşen makroekonomik istikrarı, ölçekli değer yaratımı için güvenilir bir zemin oluşturuyor. Bu bağlamda başarı; istikrarlı EBITDA büyümesine, ihracat odaklı büyüme modellerine ve orta ölçekli şirketleri hızlı bir şekilde kurumsallaştırma yeteneğine her zamankinden daha fazla bağlı olacak. Türkiye’de ‘12 artık yeni 5’tir’ yalnızca bir kural değil, yapısal bir gerçektir” dedi.
2025’te Mega Anlaşmalar Dalga Etkisi Yaratıyor
Özel sermayenin 2025’teki yükselişini ortaya koyan rapor, yatırımcıların geçen yıla iyimserlikle başladığını; Nisan ayında ABD yönetiminin gümrük tarifesi açıklamalarının yol açtığı dalgalanmanın ardından hızla yeniden toparlandığını ve işlemlerin üçüncü çeyrekten itibaren güçlü bir ivmeyle arttığını belirtiyor. Üçüncü çeyrek, 301 milyar dolarlık etkileyici işlem hacmiyle özel sermaye tarihinde şimdiye kadarki en güçlü çeyrek olarak kaydedildi.
Ancak yılın anlaşma değeri rekor seviyelere yakın olsa da -ortalama açıklanan anlaşma büyüklüğünün tüm zamanların rekoru olan 1,2 milyar dolar ile desteklenmesiyle- satın alma anlaşmalarının sayısı yıllık bazda %6 azalarak 3.018 işleme düştü. Mega anlaşmalar dalgası piyasayı etkiledi ve toplam anlaşma değerindeki keskin sıçramayı tetikledi. EA için rekor kıran 56,6 milyar dolarlık halka açık şirketten özel şirkete dönüşüm anlaşmasına ve Aligned Data Centers için 40 milyar dolarlık anlaşmaya ek olarak, hava kiralama platformu Air Lease’in 27,5 milyar dolarlık ve perakende eczane zinciri Walgreens Boots Alliance’ın 23,7 milyar dolarlık satın alımları da gerçekleşti.
Ancak Bain, bu büyük rakamların, satın alma sektörünün 1,3 trilyon dolarlık kullanılmamış sermayesine olan nispeten mütevazı etkisini de gizlediğini belirtiyor; birçok işlemdeki öz sermayenin büyük kısmı, özel sermaye fonlarından ziyade, özellikle devlet varlık fonları ve kurumsal alıcılar gibi dış kaynaklardan geliyor. Rapor, bu tür satın alma dışı sermayenin geniş mevcudiyetini dikkate alarak, işlemlere yönelen sermaye miktarının emsalsiz olduğunu ve özel sermayenin payını azalttığını belirtiyor.
Bain, mega anlaşma eşiğinin altındaki faaliyetin, makro belirsizlikler ortamında satın alma piyasasının durumunu daha iyi temsil ettiğini öne sürüyor. 10 milyar doların üzerindeki işlem segmenti hariç tutulduğunda, 2025 işlem değeri yıllık bazda %16 artarken, 5 milyar ila 10 milyar dolar aralığındaki işlemler %6, 1 milyar ila 5 milyar dolar aralığındaki işlemler ise %29 oranında büyüdü.
Kuzey Amerika, işlem değerine %80 oranında katkı sağlayarak açık ara en büyük işlem hacmini oluşturdu; ancak 10 milyar doların üzerindeki mega işlemler toplamdan çıkarıldığında Avrupa’nın da benzer bir katkı sağladığı görülüyor. İşlem değeri çoğu sektörde artarken, işlem sayısının neredeyse tüm sektörlerde geride kaldığı görülüyor.
Halka açık şirketlerin özel şirketlere dönüşümü işlemleri, piyasanın üst segmentine hakim olmaya devam etti ve toplam işlem değeri büyümesinin yaklaşık yarısını temsil etti. Çünkü genel ortaklar (GP’ler) ve onların devlet varlık fonları ile kurumsal yatırım ortakları, ABD’deki birleşme ve devralmalar için iyileştirilmiş bir finansman ortamından ve şirketleri kamuoyunun gözünden uzak bir şekilde yeniden yapılandırma fırsatından yararlandı.
Çıkışlardaki Canlanma ve Likidite Sorunları
Geçen yıl çıkış değerlerinde görülen güçlü artış, yatırımcılara nakit geri dönüş (likidite) sağlama beklentisi yükselen LP’lerin taleplerini karşılamak üzere yeterli sayıda şirket satmakta zorlanan özel sermaye sektöründe kronikleşen likidite baskısını bir ölçüde hafifletti.
İyileşen ekonomik koşullar, değişen iş gereksinimleri ve yapay zeka tarafından tetiklenen küresel birleşme ve satın alma (M&A) patlaması, çıkışlardaki toparlanmayı desteklemeye yardımcı oldu. Ancak Bain ayrıca, her biri 10 milyar dolardan fazla değere sahip sadece yedi mega çıkışın, 2025’in 717 milyar dolarlık küresel çıkış değerine 155 milyar dolar (%22) eklediğini, toplam çıkış sayısının ise yıllık bazda %2’lik bir düşüşle 1.570’e gerilediğini ve çıkış sayısının Covid-19 pandemisinden hemen önceki seviyeyle genel olarak aynı hizada kaldığını belirtiyor.
Genel piyasada çıkış faaliyetleri daha sınırlı seyretmekle birlikte, 10 milyar doların altındaki çıkışların toplam değeri; alıcıların, şirketlerin stratejik önceliklerine yanıt verebilecek seçenekleri bulmak amacıyla satın alma fonu portföylerini incelemesiyle yüzde 34 arttı. Şirket alıcılarına satış yoluyla gerçekleşen çıkışlar yeniden önem kazandı. Bu kanaldan gerçekleşen çıkışların toplam değeri geçen yıla göre yüzde 66 yükseldi; artış Kuzey Amerika’da yüzde 73e, Avrupa’da ise yüzde 82ye ulaştı. Bu eğilime örnek olarak, ECP’nin ABD’li elektrik üreticisi Calpine’i Constellation’a 29,4 milyar dolara satması gösterilebilir.
Fonlara arası satış kanalı ise daha zayıf seyretti ve küresel olarak %21 oranında büyüdü; bu büyüme, Aligned Data Centers anlaşmasıyla desteklendi. Bu anlaşma olmasaydı, Kuzey Amerika’daki fonlar arası çıkışların değeri %19 düşerdi. Avrupa’da ise sponsorlara yapılan satışlar yıllık bazda %56 artarak dengeleyici bir güçlü büyüme yaşandı.
Geçen yıl küresel çapta halka arzlar (IPO) çok düşük bir seviyeden %36 oranında artış gösterdi ve IPO’lar, karmaşıklık ve makro türbülansın halka açık piyasaları etkileme potansiyeli nedeniyle genel ortakların (GP) bu seçeneği kullanmaktan çekinmesiyle, özel sermaye için yalnızca küçük bir çıkış yolu olmaya devam etti. Ancak Bain’in değerlendirmesine göre, çıkış için yeniden açılan IPO penceresi, 2026’da bu kanalda artan bir aktivite olasılığını artırıyor.
Likidite Endişeleri ve Devam Fonları
Sektör genelinde likiditeye ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde, ikincil piyasa işlemleri ve “devam fonu” yapıları geçen yıl çıkış kanalı olarak büyümeyi sürdürdü. İkincil piyasa işlemlerinde, fon yöneticilerinin (genel ortakların) başlattığı ve yatırımcıların (sınırlı ortakların) başlattığı araçların işlem hacmi geçen yıla kıyasla yüzde 41 arttı. Bir fonun, varlığın kontrolünü elinde tutmaya devam ederken yatırımcılara sermaye iadesi yapmasına imkan veren genel ortak öncülüğündeki devam fonu yapıları (continuation vehicles) ise daha da hızlı büyüyerek yıllık bazda yüzde 62 artış gösterdi; bu da 2022’den bu yana yıllık yüzde 37’lik büyüme hızına işaret ediyor.
Devam fonu yapıları, toplam özel sermaye çıkış değerinin halen yüzde 10’undan daha azını oluştursa da fon yöneticilerinin bu yapılara ilgisi artıyor. StepStone ve Bain’in yakın tarihli bir anketine katılanların dörtte biri, son iki yılda bir devam fonu işlemi başlattığını veya tamamladığını belirtirken; yaklaşık yüzde 40’ı önümüzdeki 12 ila 24 ay içinde bir devam fonu işlemini değerlendirmeyi planladığını ifade etti. Katılımcıların yarısından fazlası, bir devam fonu yapısı kurmanın temel nedenlerinden birinin likidite yaratmak olduğunu söyledi.
Bain’in değerlendirmesine göre, özel sermayenin net nakit akışı geçen yıl sınırlı ölçüde de olsa başa baş seviyesinin üzerine çıktı. Ancak rapor, net varlık değerine oranla yatırımcılara yapılan dağıtımlar göstergesinin 2025’te %14 seviyesinde neredeyse değişmeden kaldığını -küresel finansal krizin yaşandığı 2008-2009 döneminden bu yana görülmeyen bir düzey- vurgulayarak, sektörün likidite sorunlarının devam ettiğine dikkat çekiyor.
Fon Toplama Faaliyetlerinde Düşüş
Bain’in raporuna göre, yatırımcılara yapılan dağıtımlardaki dört yıllık durgunluk, özel sermaye fonlarının 2025 yılında da fon toplama konusunda geride kalmasının şaşırtıcı olmadığını gösteriyor.
Özel sermaye geçen yıl genel olarak 1,3 trilyon dolar topladı. Bu rakam 2024 toplamlarıyla yaklaşık olarak aynı ve büyük ölçüde altyapı fonlarındaki güçlü büyümeye bağlı. Ancak sektörün en büyük kategorisi olan satın alma fonları için fon toplama %16 düşüşle 395 milyar dolara geriledi. Bu arada, kapanan fonların toplam sayısı sektörün tamamında %18, satın alma fonlarında ise %23 azaldı; bu da neredeyse her fon kategorisinin etkilendiği üst üste dördüncü yıl düşüşü işaret ediyor.
Bain, sınırlı ortakların çoğunluğunun önümüzdeki yıllarda özel sermayeye olan tahsislerini korumayı veya artırmayı beklediğini belirtirken, yatırımcıların yaşlanan fonlardan kendilerine geri dönen nakit olmadan yeni taahhütlerde bulunma konusunda giderek daha fazla kısıtlandığını da kaydediyor. Bu durum, sınırlı ortakların (LP’ler) tutarlı performans gösteren en büyük, köklü genel ortaklara (GP’ler) yönelme eğilimini daha da güçlendiriyor ve yatırımcıların giderek daha fazla en üst çeyrekte getiri ve tutarlı, en üst çeyrekte nakit dağıtımı aramasıyla birlikte daha talepkar hale geliyorlar.
Bain, bu eğilimlerin, GP’lerin farklılaştırılmış ve tekrarlanabilir bir strateji tanımlama ve ifade etme zorunluluğunu artırdığını ve bunun profesyonelleştirilmiş yatırımcı ilişkileriyle nasıl iletildiğini dönüştürmelerini gerektirdiğini belirtiyor.
Ancak fonlar üzerindeki bu yoğunlaşmış rekabet baskısına rağmen, rapor ayrıca özel sermayenin değer önerisinin yatırımcılar için cazip olmaya devam ettiğini de belirtiyor. Bain, en üst çeyrekteki satın alma fonlarının tüm zaman dilimlerinde halka açık piyasa ortalamalarının önemli ölçüde üzerinde performans göstermeye devam ettiğini kaydediyor. Rapora göre, yatırımcılar için PE’nin en önemli cazibesi, ABD hisse senedi piyasalarının son derece yoğunlaştığı bir dönemde sektörler ve şirket büyüklükleri genelinde daha geniş bir çeşitlendirme sağlaması olarak belirtiliyor.
Türkiye’nin Yatırım Ortamı ve Fırsatları
Bu küresel çerçeve karşısında Türkiye, devam eden makroekonomik normalleşme ve yapısal sanayi gücü tarafından şekillenen kendine özgü bir yatırım ortamı sunmaktadır. 2023 yılındaki enflasyon zirvesinin ardından enflasyon kademeli olarak gerilemekte, politika normalleşmesi ve yüksek faiz oranları ise yatırımcı güveninin kısmen yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaktadır. Ortam seçici kalmaya devam etse de, belirli sektörlerde yabancı yatırımcı ilgisi yeniden artış göstermektedir.
Aynı zamanda Türkiye’de özel sermaye fırsatları büyük ölçüde orta ölçekli şirketlere dayanmaktadır; önemli bir kısmı kurucu sahipliğinde olan bu şirketler, nesil geçişi dinamikleri ve operasyonel iyileştirme açısından kayda değer potansiyel barındırmaktadır. Bu bağlamda, birçok varlığın Batı’daki daha olgun piyasalara kıyasla daha az kurumsallaşmış olması nedeniyle operasyonel mükemmeliyet yoluyla değer yaratımı daha da kritik hale gelmektedir.
Üretim, otomotiv, savunma, beyaz eşya ve tekstil sektörlerindeki güçlü ihracat tabanı ile birlikte, tedarik zincirlerinin Avrupa’ya daha yakın konumlanma eğilimi de dikkate alındığında, Türkiye’nin sanayi platformu, daha yüksek faiz oranlarının hakim olduğu küresel ortamda yatırımcılar için farklılaşmış büyüme fırsatları sunabilir.
